Ben Kimim?

 

Ben Kim miyim?

Bir Eylül akşamında 3 erkek çocuklu bir ailenin hanesine nazar boncuğu olarak doğmuşum. En azından bu düşünceye inandım yıllardır. Öyle birçoğu gibi bugün ne giysem değildi en büyük sıkıntım. Daha doğduğumdan itibaren meşakkatli bir hayata gözlerimi açtığımı hissetmiş olmalıyım ki 1 yaşına kadar gece gündüz hep ağlamışım. Doktorlar çare olamayınca bir doktorun “edepsizlikten ağlıyor” tanısı ailemi bir nebze de olsa rahatlatmış J Hastalık olmasın da varsın edepsizlikten ağlıyor olsun demişler. Kolay mı; en büyük çocukları ağır epilepsi hastası iken diğer çocuklarının bir çığlığı bile tedirginlik oluşturmaya yetmiş üzerlerinde…

Üç erkekten sonra 1 kız olmanın avantajları olduğu kadar dezavantajları da var elbet ama ben avantajlarını görmeyi seçtim hep. Çünkü her olumsuzluk ve tersliklere rağmen gerçekten hayattaki en büyük şansım ailem J Onlar bu kadar sevgiyle sarmasalar bu kadar güçlü durabilir miydim hayatta, bilemiyorum…

İlk, orta, lise öğrenimimi tamamladıktan sonra üniversite sınavlarına girdiğim yıl sınav sistemi değiştiğinden mağdurlar ordusunun neferi olarak Anadolu Meslek Lisesi mezunlarının 4 yıllık hayalleri suya düşünce en azından hayalini kurduğum şehir İzmir’de okumak istedim. Ailemin büyük karşı çıkışlarına rağmen her daim arkamda kapı gibi duran babamın desteğiyle 1999 yılının Eylül ayında sınav sonucuna göre İzmir / Dokuz Eylül Üniversitesi için düştük İzmir yollarına. Daha otogara vardığımızda hayallerim paramparça olmuştu. Hiç de filmlerde gördüğüm gibi olmadığını idrak ettiğimde artık çok geçti, alışacaktım ısrarla yaşamak istediğim bu şehire. Mahalli İdareler Meslek Yüksekokulu’nun bulunduğu Buca’ya vardığımızda eski Rum Köyü sempatimi kazanıverdi. Küçük ve samimi bir yerdi. Okul kampüs alanı da yeşillikler içinde olunca alışmam da zor olmadı. 2 yıl boyunca çok güzel anılar biriktirdim. Sınav sisteminin biraz daha adil olabilmesi için iki yılın sonunda dikey geçiş hakkı tanınacaktı. Ama göçmenlik olunca  genlerde “Madem hayallerimden ettiniz beni, şimdi dikey geçiş yaparak zaten istemeden okumuş olduğum bölümün bir de dört yıllığını okuyarak iş yaşamında kayıp yaşayamam, iş hayatına başlamalıyım” dedim ve hocalarımın ısrarlarına rağmen dikey geçiş sınavına girmedim. Yakın bir ilçenin belediyesinde güzel bir iş için de anlaşmıştım. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı J Ailem yanlarında olmamı uygun görmüş olacaklar ki ben orada iş bulmuşken onlar da İstanbul’da görüşme ayarlamışlardı (Sanırım birbirine bağlı ailelerin çocuklarının en büyük dezavantajı bu. Duygusal yaklaşımlar gösteriliyor ve siz de kimseyi üzmemek adına bu yaklaşımlara tabi olup hayallerinizden vazgeçebiliyorsunuz.). Gelip yaptığım görüşme sonrasında iş yaşamına hızlı bir giriş yaptım. Meşakkatli bir iş beni bekliyordu ama yeter ki çalışıp harçlığımı çıkarayım düşüncesinde olduğumdan her şey vız gelirdi. Büyükşehir Belediyesi’nde Halkla İlişkiler Uzmanı olarak görev yaptım. Öyle masa başında oturarak değil, kapı kapı dolaşarak vatandaşın hizmetlerle ilgili nabzını tuttum diğer cefakar arkadaşlarımla. Öğretileri çok olan ve zorlu bir süreç olan iş yaşamında rağmen 3 yılda hem okudum hem çalıştım. Anadolu Üniv. Kamu Yönetimi bölümünü tamamlayarak sistemin dikte ettiği 4 yıllık fakülte mezunu olma etiketine de ulaşmış oldum.

Sonrasında farklı bir kamu kurumunda en sevdiğim iş olduğuna karar verdiğim Kurumsal İletişim ve Basın kısmında 11 yıl görev aldım. Gençliğimin, hüzünlerimin, sevinçlerimin, en büyük mucize olan kızım Elanur’ un tanığı olan kurumdan 11 yılın sonunda hem de doğum günümde özelleştirme nedeniyle ayrılmak zorunda kaldım.

Bir yıllık bir dinlenme sürecinden sonra başka bir kamu kurumunda Sosyal Medya Sorumlusu olarak işe başladım. Halen bu görevde yaşamımı idame ettiriyorum.

11 yaşında dünyalar tatlısı bir kızın annesi olmak da en büyük sevinç kaynağım J

Şimdilik bu kadar yeter sanırım. Blogta zamanla yazılarım aracılığıyla daha detaylı tanıyacaksınız bu kadını zaten.