Kendimi çok yaşlı hissediyorum. Bir yazıya böyle başlamak nasıl durur bilmiyorum ama konuya hemen girmem gerekiyor sanki. Her şey elimin altında ama hiçbir şeye gücüm yok gibi. Tükenmiş gibiyim. Bu yazdığım kelimeler bile zar zor dökülüyor klavyemden ekrana. Her şeye biraz yeteneğim var gibi ama ne yapsam kötü olacağını düşünüyorum. Bir gün etrafıma enerji saçarken diğer gün depresif bir hal alıyorum. Ağlamak istiyorum ama olmuyor. Kimseye güvenmiyorum. Hatta kendime bile. Gelecek kaygısını her saniye beynimde hissediyorum. Beni çok sıkıyor. Birine bunu anlatınca ”geçiş süreci” cevabını almak istemiyorum. Ya da ”herkes bu dönemde aynısını yaşıyor” gibi sözleri de sevmiyorum. Bana ne herkesten! Beynimi sıfırlamak ve en baştan başlamak istiyorum. Hayatla ilgili bin tane sorum oluyor. Tüm gerçekliği sorguluyorum. Tüm sorular zihnimi karartıyor. Bu kapkara zihinde kaybolduğumu hissediyorum. Işık sadece hayallerimden geliyor. Belki gerçekleşmesi çok zor hayallerim var. Ama ne zor değil ki? Bari hayallerimle ilgili bir cevap alabilsem! Gerçekleşebileceklerse o umutla devam edeyim. En azından boş bir umut olmaz. Koskoca dünyaya yalnız başımıza gelmişiz, yalnız bırakılmışız ve önemli sorularımızın cevaplarını alamıyoruz. Çok can sıkıcı. Bazen motive olayım diye başarılı insanların öykülerini okuyorum. Öyle de kendimi çok yetersiz hissediyorum. Çoğu kişiyi sevmiyor gibiyim. Yine de hepimiz birbirimize muhtacız diye herkese iyi davranıyorum.
Hadi tüm boş düşüncelerinizi, bencilliğinizi, düşüncesizliğinizi bir kenara bırakın. Sizi başka düşünceler içine itmek istiyorum. Bu kadar uzun ömürlü bir dünyaya sadece bir kez ve kısıtlı süreyle geliyor olmak aşırı ürütücü değil mi? SADECE BİR KEZ GELİYORSUN VE İLK YİRMİ YILIN KENDİNİ TANIMAKLA GEÇİYOR. Sonra hayata atılıyorsun yavaş yavaş. Ama yirmi yıl kaybın var. Kayıp diyorum çünkü aslında her geçen gün değişiyoruz. Yani bu yirmi yıl sonucunda kendimi tanıdım desen de birkaç yıl sonra komple değişeceksin. Ama ben kendimi tanıyorum demeden de hayata atılamıyorsun. Bence çoğu kişi kendini tanımıyor zaten. Tanıdığını düşünüyor. Etrafta hazır duran bir kalıbı alıyor ve giyiyor. Sonra o kalıbın sınırlarıyla dolu bir yaşam. Gerçekliğini tam gösteremeyeceğin bir hayat. Her neyse hayata yirmi yıl sonra yavaş yavaş başladın. Bundan sonraki yirmi yıl da geleceğe yatırım gibi biraz. Çalış, çalış, çalış… Ya da en hareketli zamanlarını geçir bu dönemde. Çünkü bundan sonra artık kemiklerin erimeye başlayacak, etlerin sarkacak ve artık yeni düzene, yeni fikirlere beynin daha yavaş ayak uyduracak. Tabii herkeste aynısı olmaz. Ama genelde böyle. Keşke en baştan hayatımızı istediğimiz gibi hem verimli, aktif hem de aşırı eğlenceyle geçirebilsek. Ama öyle olmuyor. Dünyadaki tüm insanlar yarış atı. Herkes bir rekabet halinde. Aynı kalıba giren insanlar rakip oluyor. Kalıpları reddenleri de hayat sevmiyor sanırım. Her anlamda bir zorluk ve dışlanma hissi bürüyor. Hayat çok kısa deseler de aslında hayat çok uzun ve bu uzun zaman dilimi, bu zaman diliminin bana yaşatacakları çok korkutuyor. Şuraya bir kez gelme şansımızın olduğuna inanmak istemiyorum. Neyse ya şimdilik bu kadar olsun. Görüşmek üzere…
Elanur ÖZ
İlk yorum yapan siz olun